ÇOCUK TERBİYESİNDE HARAM LOKMANIN ETKİLERİ

ÇOCUK TERBİYESİNDE HARAM LOKMANIN ETKİLERİ

Ana babalar çocuklarından sorumludurlar

çocuk terbiyesi
Anne babalar bu dünyada, kendilerinden sorumlu oldukları kadar çocuklarından da sorumludurlar. Anne babaların, çocuklarına karşı bu dünyada ve ahrette sorumlulukları konusunda Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, bir hadislerinde şöyle buyururlar: “Hepiniz bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi siz de evlerinizde ve emriniz altındakileri cehennemden korumalısınız! Onlara Müslümanlığı öğretmelisiniz. Öğretmezseniz mesul olacaksınız.” (Buhârî)

Çocuk terbiyesinde dikkat edilecek en önemli hususlardan biriside çocuğun midesine gidecek olan şeylerin, haramdan değil; helalden olması meselesidir! Çünkü haramla beslenen vücudun organları isyan bayrağını çeker. İsyan bayrağı çeken çocuk için; siz ister ‘Laftan anlamaz’ deyin, ister ‘Söz dinlemez’ deyin, ister ‘Ders çalışmıyor’ deyin, isterseniz ‘Saygısız, geçimsiz’ deyin…

Peygamber Efendimiz, “Yiyip içtikleriniz helal, temiz olsun! Çocuklarınız, bunlardan hâsıl olur” buyurdu. (R. Nasıhin)

Bizim inancımıza göre dinimiz, bırakın harama el uzatmayı şüpheli şeylerden bile uzak durmamızı ister. Sevgili Peygamberimiz haramdan uzak durmamız için şüpheli şeylerden kaçınmamızı isteyerek, bir hadis-i şeriflerinde bunu koru etrafında koyun otlatmaya benzeterek şöyle buyururlar ki bu hadis-i şerifi hayatımıza mihenk yapmamız gerekir: “Şurası muhakkak ki, haramlar apaçık bellidir, helaller de apaçık bellidir.

Bu ikisi arasında (haram veya helal olduğu) şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmez. Bu durumda, kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, ırzını da tebrie etmiş (zandan korumuş) olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse harama düşmüş olur, tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi ki, her an koruluğa düşebilecek durumdadır. Haberiniz olsun, her melikin bir koruluğu vardır, Allah’ın koruluğu da haramlarıdır. Haberiniz olsun, cesette bir et parçası var ki, eğer o sağlıklı olursa cesedin tamamı sağlıklı olur, eğer o bozulursa, cesedin tamamı bozulur. Haberiniz olsun bu et parçası kalptir.” (Buharî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Nesâî)

Çocuğa nereden bulduğu sorulmalıdır

Meşhur bir hikâye olarak anlatılır: “Köyün birinde, sürekli konu komşunun kümesinden çaldığı yumurta ve tavukları, annesiyle birlikte yiyen bir çocuk varmış. Gel zaman git zaman derken sonunda bu çocuk hırsızlık yaparken yakalanır ve kadının huzuruna çıkarılır. Yargılama sonucunda çocuk suçlu bulunur ve hapse mahkûm edilir. Çocuk, hapse atılmadan önce bir isteğinin olduğunu söyler kadıya. Kadı da isteğinin ne olduğunu sorar. Annesinden uzun süre ayrılacağı için annesinin o tatlı dilinden öpmek istediğini söyler. Çocuğun bu isteğine izin verilir.

Çocuk, annesine gelip, “Anneciğim o güzel dilinden öpmek istiyorum” der. Yüreği yanan anne, oğlunun bu son isteğini gerçekleştirmek için dilini ağzından çıkararak oğluna uzatır. Anne dilini çıkarır çıkarmaz, çocuk annesinin dilini ısırarak kopartır. Ne olduğunu anlamayan çevredekiler şaşırırlar. Durumu öğrenmek isteyen kadıya çocuk: “Benim bu durumu düşmeme sebep olan şey annemin o tatlı dilidir. Ben eve ne getirdiysem “Nerden buldun?” diye sormadan birlikte yer içerdik. Ne zaman bir şey çalıp getirsem; aferin oğlum güzel oğlum diyerek, her seferinde benim daha fazla getirmem için ruhumu okşayarak beni bu yola teşvik etti. Beni uyarıp ikaz etmek yerine, benim bu yola devan etmemi sağlayan ve ceza almama sebep olan annemin o tatlı dilidir” demiştir.

Anlaşılacağı üzere bu hikâye de çocuk eğitiminde anne babaların fonksiyonlarını ve çocuk eğitiminde haram lokmanın nelere yol açabileceği bize çok iyi anlatılmaktadır.

Eğitim anne karnında başlar

Anne babalara öbür dünyada ilk davacılarının, kişinin kendi çocukları olacağıdır. Bunun nedeni olarak da kendilerine haram lokma yedirmeleri, haram yolda kazanılan mallardan miras bırakmaları ve dinini öğrenmeleri için okutmamaları, olduğu söylenilir.

Bir başka hikâyede köyün birinde, komşuların kümeslerindeki yumurtaları çalarak içen bir çocuktan bahsedilir. Köylülerin yaka silkmesine sebep olan bu çocuğun babası, civardaki bir âlime gider ve durumu anlatır. Adam, âlim zatta: “Çocuğunun sadece kümeslerdeki yumurtaları kırıp içtiğini bunun dışında hiçbir olumsuz hareketinin olmadığını bundan da bir anlam çıkaramadığını” söyler. Adamı dinleyen hoca efendi de: “Siz yâda hanımınız size ait olmayan bir şeyi içmiştir. Çocuğunuzun bu davranışı bundan kaynaklanmaktadır” der. Adamı düşünerek eve gider.

Âlim zatın anlattıklarını eşine de anlatan adam, belli bir süre geçtikten sonra hanımını çağırır “Ya hanım, ben düşündüm taşındım; fakat kendimde başkasının izinsiz bir şeyini içtiğimi bulamadım. Acaba sen kendinde bir şey bulabildin mi?” diye sorar. Adamın hanımı da biraz duraksamadan sonra bey der: “Ben bu çocuğa hamileydim. Komşunun evinde iken canım limon istemişti. Komşudan istemeye utanmış ve komşunun haberi olmadan, limona iğne batırıp suyunu içmiştim. Herhalde çocuğun davranışı bundan kaynaklanmaktadır” der.

Giderek komşularından helallik isterler, tevbe ederler ve çocuk böylece düzelerek o kötü alışkanlığından vazgeçer.

Çocuk terbiyesinin anne karnında başladığını bilmeyenimiz yoktur. Hamilelik dönemindeki süreçte yaşananlar ve yenilen içilenler çocuğu doğrudan etkilemektedir.

 

Araştırmalar ve neticeleri

Çocuğun anne karnındaki eğitim sürecini araştırmak isteyen psikologlar, belli bir gurupta hamile olan anne adaylarını dokuz ay boyunca gözleme tabi tutarlar. Doğumdan sonra çocukları belirli bir yaşa kadar gözlemleyen psikologlar, çocukların davranışlarının annenin hamilelik dönemindeki davranışlarıyla örtüştüğünü görürler.

Hamilelik döneminde sinirli olan annenlerin çocukları sinirli, hamilelik döneminde sakin olanların çocukları daha sakin oldukları gibi, hamilelik döneminde dinlenen müzik türlerinin de çocuklarda etkisini görmüşlerdir.

Bunun yanında hamilelik döneminde dini konulara meyilli olan kadınların çocuklarının, dini konulara meyilli oldukları, hamilelik döneminde haram ve helale dikkat etmeyen kadınların çocuklarının da okulda bu konulara dikkat etmediği gözlenmiştir.

Yine başka bir araştırmada ise, anne karnında 7-8 aylık bir çocuğu ultrason makinesinde gözlemleyen psikologlar, çocuğun anne karnında mutlu bir şekilde hareket ettiğini görürler. Sonra anne ve babadan ciddi şekilde tartışarak kavga etmelerini isterler. Anne babaların kavgaları planlı “mahsusçuktan” yapılan bir kavga olmasına rağmen çocuk birden hareket etmeyi bırakıyor ve büzüşmeye başlıyor.

Yukarıdaki araştırmadaki örnekleri, bizler her zaman çevremizde görmekteyiz. Uzaklara gitmeye gerek yok, yakın akrabalarımıza baktığımız zaman bunu gördüğümüz gibi kardeşler arasındaki farkların görebilmesi için hamilelik dönemlerinin gözden geçirilmesi yeterlidir diye düşünüyorum.

Eskiden anneler eşlerini işe gönderirken: “Aman bey! Bize haram para getirme! Biz açlığa dayanırız, fakat cehennem ateşine dayanamayız” derlerdi. Gelinlik kız aranırken “Helal süt emmiş” biri olmasına dikkat edilirdi. Bu düşüncelerin temelinde elbette hayırlı evlatlar yetiştirmek için helal yenilmiş olmalıdır düşüncesi de vardı.

Oysa günümüzde öyle mi? “Gelsin de nerden gelirse gelsin” anlayışı ile birlikte, gelin kız yâda damat adayında soracağımız ilk soru nerde çalışır yâda babası ne iş yapar sorusu olur! Gelin adayının yâda damat adayının ahlakı ve ailesinin kazançları sorgulanmadan yapılan evliliklerden doğan çocuğun da, ona göre olacağı bir gerçektir. İlginçtir ki, genelde okulda düzensiz, arkadaşlarıyla kavgalı, öğretmenlerine karşı asi ve hak hukuk bilmeyen çocuklara sorduğumuzda ailelerinin geçimlerini helalinden kazanmadıklarını görüyoruz.

Aklımızdan çıkarmamız gereken şu ayet-i kerime ile Rabbü’l âlemin biz kullarını ikaz eder: “Ey inananlar! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu cehennem ateşinden koruyun; onun yakıtı, insanlar ve taşlardır…” (Tahrim; 6)

M. EMİN KARABACAK

Kaynak:www.gulistandergisi.com

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın